Benim gözümden Fujifilm X-H1

Cem Kıvırcık, Fujifilm X-H1 izlenimlerini anlatıyor

0
Cem Kıvırcık, Fujifilm X-H1 ile Istanbul sokaklarında…                                                                                   Fotoğraf: © Berke Araklı

Şubat 2018’de duyurulan Fujifilm X-H1’i birkaç günlüğüne de olsa deneyimleme fırsatı buldum. Öncelikle bu konuda bana yardımcı olan Fujifilm Eğitim Koordinatörü Ferhat Sönmez başta olmak üzere tüm Fujifilm çalışanlarına ilgilerinden dolayı teşekkür etmek istiyorum. İzlenimlerimi paylaşmadan önce, birkaç konuyu öncelikle dile getireyim.

Detaylı bir inceleme değil, izlenim…

X-H1 bugüne kadar bu kadar uzun deneyimleme fırsatı bulduğum ilk Fujifilm ürünü… Dolayısıyla sistemine çok aşina olmadığım bir fotoğraf makinesi. Ayrıca, bir fotoğraf makinesinin performansıyla ilgili daha derinlemesine bilgi vermek için, çok daha uzun bir kullanım süresi olması gerekir. Ancak, bu birçok açıdan mümkün değil. Dolayısıyla yazacaklarımın tam bir incelemeden ziyade fotoğraf üreten birinin gözünden bir “izlenim” olarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmak isterim.

Bir başka önemli konu ise, izlenimlerim daha öncekilerde de olduğu gibi fotoğraf makinesi performansı odaklı olacak. Bildiğiniz üzere, bu ürünlerin çok önemli video özellikleri bulunuyor.

Bu deneyimleme süreci sırasında karşılaştığım bazı soruları da hemen başta yanıtlamam gerekiyor. Birçok kişinin kafasında aynı soru var: “DSLR mı, aynasız mı?”… Kişisel olarak ben tercihimi aynasızdan yana kullandım. Çünkü, aynasız fotoğraf makinelerinin “gelecek” olduğuna inanıyorum. Kaldı ki, fotoğraf makineleri üreticileri ciddi bir sorunla karşı karşıya… Bugün internette gördüğünüz fotoğrafların yüzde 85’i cep telefonlarıyla çekiliyor. Fotoğraf makinelerinin 2017’de internete yüklenen 1,2 trilyon fotoğraf arasındaki payı yüzde 10’u biraz geçiyor. Bu daralan pazarda DSLR’ların durumu ortada… Bu teknolojiye direnen Canon ve Nikon da aynasız fotoğraf makinesi pazarında yer almak için teknoloji geliştiriyorlar. Fujifilm, Olympus ve Sony bu pazarda çok daha ileri bir noktaya vardılar.

Ancak, şunu da belirtmek gerekiyor, “DSLR mı daha iyidir, aynasız mı?” sorusunun yanıtına sağlıklı bir yanıt vermek çok mümkün değil. Her teknolojinin ve bu pazarda piyasaya sürülen her ürünün hem üstünlükleri hem de zayıflıkları mevcut. Dolayısıyla bu muhasebeyi yaparken tüm özellikleri iyi değerlendirmek ve irdelemek gerekiyor.

Kendinize sormanız gereken sorular

Kişisel olarak görüşüm size klişe gibi gelecektir ama, “En iyi fotoğraf makinesi sahip olduğunuz ve kullandığınızdır…” diyeceğim. Her şeyden önce fotoğraf makinesi pahalı ve önemli bir yatırım. Satın alma sürecinde kendinize sormanız gereken sorular şunlar olmalı bence:

  • Bu makineye ihtiyacım var mı? Varsa neden?
  • Ne tür fotoğraflar çekmek için kullanacağım?
  • Fotoğraf makinesini kolay kullanabilecek miyim? Alışkın olduğum bir sistem midir?
  • Makineyle ilgili lens ailesi çeşitli mi, aksesuarlar bulunabiliyor mu?
  • Satış öncesi ve sonrası hizmetler, servis kalitesi yeterli mi?

Ve elbette ki, en önemli soru:

  • Param bu fotoğraf makinesini satın almaya yetiyor mu?

Son 40 yıldır fotoğraf çeken biri olarak, “kullan at” kameralar da dahil olmak üzere, analog özelliklerinde birçok makine kullandım. Dijitalde de kullandığım marka birçok kişi tarafından biliniyor. Dolayısıyla Fujifilm X-H1 kullanırken bana en çok sorulan soruların başında, halihazırda kullandığım sistemi terk edip Fujifilm’e geçip geçmeyeceğimdi. Yukarıda da yazdığım gibi fotoğraf makinesi önemli ve pahalı bir yatırım. Bir fotoğraf makinesi satın aldığınızda gövdenin yanı sıra, lens ve aksesuar takviyesi de yapıyorsunuz. Kaliteli lenslerin bazıları satın aldığınız gövdeden de çok daha pahalı olabiliyor. Dolayısıyla sahip olduğunuz bütün ekipmanı satıp bambaşka bir sisteme geçmek son derece radikal bir karar… Bu kararı alacak şartların oluşması her zaman mümkün olmuyor.

Peki, Fujifilm X-H1 satın alır mıydım? Kanımca, fotoğraf makinesi üreticilerinin hemen hepsi birçok açıdan son derece kaliteli ürünlere imza atıyorlar. Milyonlarca doların harcandığı, teknolojilerin geliştirildiği ve uygulandığı bir ortamda, “Şu kamera iyidir, bu kamera kötüdür…” demek bu kadar ucuz ve kolay olmamalı. Dolayısıyla yanıtım şöyle olacak: “Fujifilm sistemine sahip olsaydım ve video özellikleri benim için vazgeçilmez olsaydı, evet!” Ama, bir X-T2 sahibi olsaydım, bir değişikliğe gerek duymazdım. Bu arada X-T2’ye oranla önemli gelişmeler var mı? Var, elbette… Onu da aşağıda izlenimlerimi yazarken paylaşacağım…Neden Fujifilm X-H1

Düşüncem şudur ki, APS-C yani piyasa bilinen adıyla “kroplu” (kırpılmış) algılayıcı ile ilerleyen Fujifilm, diğer markalarla kıyaslandığında çok daha iyi bir lens ailesine sahip. Sadece lenslerin kalitesi ve fiyat/performans oranları bile Fujifilm tercihinde önemli rol oynayabilir. Yeri gelmişken, Fujifilm X-H1 ile kullandığım XF 16 mm f/1,4 lense bayıldığımı itiraf etmeliyim. Prime lens olarak keskinlik, hız ve köşelerdeki netlik performansıyla sokak ve manzara fotoğrafları için bence ideal…

Genellikle sokak fotoğrafları çektiğim için bir fotoğraf makinesinde aradığım ilk özellikler daha hafif, göze çarpmaması için daha küçük, otomatik odaklama ve poz ölçümü konusunda daha hızlı olması… Fujifilm X-H1 sokakta kullanılabilir ama X-T2’ye göre daha hafif ve daha küçük değil… Ancak, bu boyut değişikliğinin getirdiği birtakım avantajlar da var tabii ki…

Grip denilen tutma bölümü derinleştirilen ve büyütülen X-H1 kullanım sırasında daha konforlu bir tutuş sunuyor. Daha iyi kavrama, fotoğraf çekenler için önemli ve aranan bir özellik… Ayrıca X-H1’de Fujifilm’in orta format ürünü GFX 50S’te de kullanılan küçük LCD bilgi ekranı mevcut. DSLR’larda sıkça rastladığımız bu bilgi ekranı gövdeyi büyütüyor olsa da itiraf edeyim son derece kullanışlı… Makine kapalıyken, SD kartınızda kalan fotoğraf karesi sayısını, ya da video zamanını görebiliyorsunuz. Yaptığınız tüm ayarları, diyafram, enstantane, ISO vs… bu ekrandan tek seferde izlemeniz mümkün… Ayrıca elektronik mürekkebe benzeyen bir teknolojinin kullanıldığı bu ekranı kişiselleştirebiliyor, düşük ışıkta ve karanlıkta aydınlatarak buradaki bilgilere ulaşabiliyorsunuz.

Fiziksel olarak bakıldığında X-H1, X-T2’den yaklaşık 166 gr kadar daha ağır. Boyut ölçülerindeki farklar ise şöyle:

  • X-H1 – 140 x 97 x 86 mm
  • X-T2 – 133 x 92 x 49 mm

Fujifilm X-H1’de öne çıkan özellikler

Makinenin üzerinde yer alan ISO ve enstantane çarkları yerlerini korurken X-T2’deki pozlama telafisi çarkı hemen deklanşörün yanında elektronik hale getirilmiş durumda. Alışkın olmayanlar için bir sorun gibi görünse de birkaç küçük atama operasyonuyla kullanımı son derece kolay ve pratik hale getirilebiliyor. X-H1, dokunmatik özellikli 3” boyutlarında X-T2 ile tamamen aynı 1,040 dots bir LCD ekrana sahip. Özellikle video çekimlerinde sadece parmağınızı dokundurarak odaklama yapabilmesi önemli bir özellik… Ayrıca farklı açılarda fotoğraf çekimini kolaylaştıran katlanabilir LCD ekran konusunda X-H1 dik kadraj fotoğraf çekenler için de ayrı bir güzellik yapmış. Bence çok akıllıca…

Fujifilm X-T2 modelinde kullanılan 24 MP APS-C CMOS X-TRANS III algılayıcı ile X-H1’in 24 MP APS-C CMOS algılayıcısı arasında görsel kalitesini etkileyecek kadar belirgin bir farklılık yok. Ancak, X-H1’de gövdeye bütünleşik algılayıcı kaydırmalı görsel sabitleyici son derece başarılı. Düşük hızlarda, ya da tele lenslerle yapılan çekimlerde neredeyse üç ayaklı sehpaya ihtiyacınız bile olmuyor.

Bir başka önemli özellik ise EVF, yani elektronik bakaç teknolojisinde karşımıza çıkıyor. X-T2’deki 2360 dots, X-H1’de 3690 dots’a yükseltilmiş. Dolayısıyla elektronik bakaçtan baktığınızda çok daha konforlu bir görsellik sizi bekliyor. Aynasız fotoğraf makinelerinin sunduğu bu avantajın Fujifilm tarafından bir adım öteye taşınmış olması güzel…

Aslında video konusuna pek girmek istemiyorum ama X-T2’deki 3840×2160 video çözünürlüğünün X-H1’de 4096×2160’a yükseltilmiş olması 200 mbps video bit oranıyla iki kat daha fazla video kalitesine ulaştırıyor.

Şimdi X-H1’in özelliklerini ve farklılıklarını topladığımızda sabitleyici, dokunmatik ekran, daha kaliteli elektronik bakaç çözünürlüğü ve video performansıyla daha ziyade fotoğraf çeken ama videoyu da önemseyen bir kullanıcı kitlesini hedeflediklerini düşünüyorum. Çünkü çok daha önemli geliştirmeler video performansıyla ilgili…

Bu arada 2014’ten beri UHS-II teknolojisini destekleyen Fujifilm, 2016’dan bu yana da çift kart yuvasıyla geliyor. X-Pro2’de bir yuvada UHS-I, ötekinde UHS-II desteğiyle yola çıkan Fujifilm, X-T2 ile her iyi yuvada da UHS-II desteği veriyor. Dolayısıyla X-H1 de Fujifilm’in bu vizyonundan nasibini almış. Bugün birçok rakip marka çift yuvada da UHS-II desteğine sahip değil…

Belki garip gelecektir ama Fujifilm X-H1’le gelen ve GFX 50S’te de kullanılan boyun askısına bayıldığımı itiraf etmek zorundayım. Binlerce dolara satılan fotoğraf makinelerinin içinden çıkan askılar hiç de kullanıcı dostu değil ne yazık ki… Fujifilm X-H1’in boyun askısı piyasaya örnek olacak nitelikte… Sanıyorum bir tür neopren kumaş kullanılmış. Yumuşak, kaymıyor terletmiyor ve hızlı hareket ettiğinizde makinenin sağa sola yalpalamasına engel oluyor. Ayrıca makine ağır olmasına rağmen sizi çok yormuyor.

Fujifilm GFX50S
Fujifilm X-H1

Fujifilm X-H1 ile geçen birkaç günün ardından…

Başka markaların menülerine alışkın olanlar beni anlayacaklardır. Yeni bir ürünün kullanımına alışmak öyle çok da kolay olmuyor. Ancak, Nikon sahiplerinin Fujifilm’e geçerken çok zorlanacaklarını sanmıyorum. Her iki menüde de aynı mantık kullanılmış gibi sanki. Özellikle favori özelliklerin bulunduğu “Q”uick menüye yalnızca “Q” tuşuna basarak ulaşabiliyorsunuz bu son derece basit…

X-H1’in sokak için biraz büyük kaldığını söylemek gerekiyor. Açıkçası otomatik odaklama performansını çok merak ediyordum. Elbette kullandığınız lense göre bu durum değişkenlik arz etse de 16 mm f/1,4 ve 23 mm f/2 ile deneyimlerimde pek de AF kaçırdığımı söyleyemem. Gerek tekil gerekse de devamlı odaklamada hiç de fena değildi. Pozlama konusuna gelince… Otomatik ayarlarda biraz az pozladığı kanaatindeyim. Ancak, bu çok da önemli bir sorun değil, daha keskin detaylar ve daha belirgin bir görsel kalite sunuyor. Zaten dinamik aralık performansı üst düzeyde…

Fujifilm, analog dünyasının çok önemli film üreticilerinden biri olduğu için renkler üzerindeki bilgi ve deneyimini dijitale mükemmel bir şekilde taşımış. Film örneklerinden birini seçtiğinizde herhangi bir fotoğraf işleme yazılımına bile gerek duymadan çekim yapabiliyorsunuz. Provia, Velvia, Astia, Classic Chrome, Acros, Monochrome, Sepia, PRO Neg.Std ve Pro Neg.Hi film simülasyonlarına X-H1’de Eterna da eklenmiş. Aslında video çekenleri daha çok ilgilendiren bu gelişmenin biraz abartıldığı kanaatindeyim. Provia, Velvia ve Acros bana yetti de arttı bile…

Fotoğraf makinesinde belki de en çok sevdiğim özelliklerden biri, kişiselleştirmenin neredeyse sonsuz boyutta olmasıydı. Film simülasyonları, keskinlik, kontrast, renklerin doygunluğu, hemen her şeyi kendi fotoğraf anlayışınıza göre değiştirebiliyor, ideal tonlarınızı kendiniz yaratabiliyorsunuz. Makinenin bu özelliğiyle oynayarak tek kare çekmeden birkaç kere pili bitirdim doğrusu…

Son olarak, Fujifilm çok radikal değişiklik yapmadan APS-C algılayıcıya sahip segmentinin amiral gemisi olan X-H1’i dokunmatik ekran, sabitleyici, daha gelişmiş elektronik bakaç ve video özellikleriyle donatarak piyasaya çıkartmış. Her ne kadar yaklaşık iki ay sonra düzenlenecek olan Photokina’da X-T3 duyurulacak şayiası yayılmış olsa da bence X-T3’e bel bağlamanın anlamı yok. X-H1 gayet yeterli… Özellikle APS-C algılayıcısına sahip fotoğraf makinesi kullanan ve video performansı beklentisinde olan profesyoneller için…

Cevap bırakın