Wolfenstein: The Old Blood İnceleme

0

İkinci Dünya Savaşı temalı oyunların en ünlüsü Wolfenstein geri döndü. Serinin önceki yapımlarını bilenler, Wolfenstein’da çok fazla birşey beklememeleri gerektiğini bilirler. Aynı ortamlarda farklı hikayeleri konu alan ürünler ile karşımıza çıkıyır. The Old Blood ‘da da durum çok farklı değil. Yine de benim gibi Wolfenstein’ı sevenler, her zaman bu oyunu alıp oynayacaklardır.

Öncelikle Wolfenstein: The Old Blood grafik açısından ilk oyun The Order’dan çok farklı bir şey sunmuyor. Grafikleri iyi veya kötü tartışabiliriz ama göze çarpan ilk unsur The Old Blood’ın inanılmaz akıcı olması. PlayStation 4’te şaşmaz bir şekilde 60fps’i görüyorsunuz. Konu FPS oyunları olunca düşük kare/saniye oranları gerçekten de rahatsız edici olabiliyor. The Old Blood akıcı oynanışıyla bile göz atılası bir oyun.

The Old Blood’ın en büyük sorunuysa tıpkı ilk oyun gibi id Tech 5. İd Tech 5 bugüne kadar yapılmış en kötü oyun motorlarından biri olabilir. Uzaktan her şey mükemmel ama kaplamalara yakından baktığınızda, detaylarına indiğinizde bir anda 10 sene öncesine geri dönüyorsunuz. Buradaki tek sevindirici nokta, id Tech 5’e The Evil Within ile elveda dedik. Wolfenstein: The Old Blood teknik olarak yeni bir oyun olmadığı için bir kez daha bu oyun motoruna katlanmak zorunda kalıyoruz.

zzzzipline

Oyuna dönecek olursak, The New Order’da ne varsa The Old Blood’da da aynısı var. Hem perk sistemini hem de gizliliği yine ön plana çıkartan bir yapım The Old Blood. İlk oyunda bu özelliği gerçekten çok doğru uygulamışlardı, şimdi de öyle yapmışlar.

Aksiyonu yine kuvvetli ve ana oyunda bana zor anlar yaşatan vuruş hissi bir nebze kendine gelmiş. Yine tek sorun elimizde iki tane taramalı varken yerden mermi toplamak zorunda bırakılmak. Özünde bir aksiyon oyunu oynuyoruz ve elimizde İKİ TARAMALI var. Bu yolla oynadığınızda bir süre sonra tırım tırım yerlerdeki mermileri aramaya başlıyorsunuz. İlla o tuşa basmam gerekmemeli. Belki kulağa önemsiz geliyor ama o saf, coşkulu aksiyonu öyle bir heba ediyor ki bu RYO kırmalığı, anlatılacak gibi değil.

Image83-585x300

Wolfenstein: The New Order’ın hikaye kısmıysa gayet tadında ve tatmin ediciydi. Bu sefer savaş daha bitmemişken William “B.J.” Blazkowicz’in hikayesinin en başına konuk oluyoruz. Kaybedilen II. Dünya Savaşı’nın iki yıl öncesine dönüyor ve karanlık bir sırrın peşine düşüyoruz. Zaten ana hikaye Helga von Schabbs’ın sırrı üzerinden ilerliyor ve geri döndüğümüz Wolfenstein Kalesi’nde umutsuz bir arayışın peşine düşüyoruz.

Oyunun ilk başlarında bolca gizlenmek zorunda bırakılıyoruz. Hikaye gereği böyle olması gerekiyor ama aksiyona kafadan dalmak isteyen oyuncular biraz hayal kırıklığı yaşayabilirler. Oyunun başları biraz fazla gizlilik gerektiriyor ve maalesef ikinci bir şans sunmuyor. Gizlice ve dikkatli biçimde ilerlerseniz başarıya ulaşıyorsunuz, başka çözüm yolu yok. Birkaç yerde bu çizgi kırılsa da genelde dev düşmanların arasından sıyrılarak, onların enerjilerini boşaltarak ilerlemeye çalışıyorsunuz.

wolfenstein-old-blood

Ortalama süresi 5 saat olan ek paketin ikinci saatiyle beraber elinize iki silahı alıyor ve Nazi öldürmeye kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Eski mantığın bir ürünü olan The Old Blood da hem hayal gücünü zorlayan düşmanlar hem de sizi gördüğünüz anda topuklamaya itecek boss’lar var.

Ama tek başına satılan bir ek paket olmasına rağmen The Old Blood yeni bir oyun hissiyatı veremiyor. Artık unutulmaya yüz tutan Stand Alone (Tek başına çalışan) ek paket. Yeni oyunu oynamak için Wolfenstein: The New Order’a ihtiyacınız yok.

Teknik sorunları ve markanın sıfırlanmasından dolayı yaşanan problemler dışında, The Old Blood bekleneni veren bir ek paket. Eğer bu aradalar oynayacak FPS oyunu arıyorsanız Wolfenstein: The Old Blood’a bakmanızdan bir zarar çıkmaz. Aksine hayli eğlenceli bir 5 saat sizleri bekliyor. İnanıyoruz ki Machine Games ileride bize daha iyisini sunacak ve o zaman Wolfenstein hak ettiği yere gelecek, tekrar bir klasik olarak anılacak.

wolfenstein_the_old_blood_xboxdynasty_1425562766_18-1

Cevap bırakın