Uzay yolculuğu insanı nasıl etkiliyor?

0

Dünya dışında kolonileşecek kalabalığa ulaşmamızın 2100’de gerçekleşeceği tahmin edilse de, 10 yıl sonra ilk insanlar uzayda yaşamı denemeye başlayabilir. Bu adım yaklaştıkça, Ay, Yerçekimi ve son olarak da Marslı adlı filmlerle uzayda unutulanların ya da kalanların hikayelerini izledik. Peki tek başına uzayda kalmanın ya da uzayda bir süre kalmanın insana etkileri nedir?

Astronot selfie'si

Bir kere atmosferden çıktıktan sonra farklı bir ortam sizi bekliyor. Farklı derken, şöyle: Dünya’daki ortalama sıcaklık 14,6 santigrat derece, diyelim ki Mars’tan bahsediyoruz (muhtelemelen bir süre oradan bahsedeceğiz), sıfırın altında 63 derecede bizim için yaşam yok.

Dış ortamda özel giysiler olmadan gezmemiz mümkün olmayacak. Ancak özel giysiler için tek sebep bu değil; atmosferik basınç da Dünya’da deniz seviyesinde ölçülen 1013 milibardan 6 milibara düşüyor.

Sadece Mars için değişenler: Oksijen, ısı, yer çekimi, basınç, zaman algısı
Atmosfer de özel bir solunum destek sistemi olmadan hava almak için uygun değil, zira yüzde 96’sı karbondiyoksitten oluşuyor. Bu oran Dünya’da binde 4. Bunlar dışında yerçekiminin yaklaşık 3 kat düşük, bir yılın ise dünyaya göre yüzde 88 daha uzun olduğunu da ekleyeyim.

Şimdiye kadar saydıklarımız yaşamı yeterince zorlaştıracak veriler, düzenli oksijen üretimi, ısınma ihtiyacı, yerçekiminin getireceği problemler ve zaman algısının farklılaşması, her biri tek başına bile büyük dert sayılabilecek şeyler.

NASA broşürüne göre erkek ve kadın astronotlara uzay etkileri
NASA broşürüne göre erkek ve kadın astronotlara uzay etkileri

Uzaya gitmenin, vücuda ne gibi zararları olabilir?
Bugüne dek yüzlerce insan uzaya çıktı. ABD’nin kabul ettiği 50 km menzili geçip de ölen insan sayısı ise sadece üç. Dolayısıyla pek bir şey olmuyor.

Fakat bir şeyler de oluyor; mesela yerçekimsiz ortamda kalmak boyun ortalama 5 santimetre uzamasına sebep oluyor. Ancak bu uzun süreli olursa, sinirlerle ilgili ciddi problemler oluşmasına sebep oluyor. Kısa süreli etkileri bile kötü; denge algısının bozulması, kaburgaların birbirinden uzaklaşması, bel ve belden aşağıdaki tüm kasların zayıflaması (buna bağlı olarak üst kısımda da zorlanmalara bağlı problemler).

Daha uzun süre maruz kalındığında ise insanı ciddi tehlikeler bekliyor: kalsiyum kaybı ve kemik erimesine yol açan bir süreç, katarakt, kalp hastalığı, kanser ve beyinde ciddi hasar.

Günler, haftalar belki de aylar sürebilecek uzay yolculuğunun ilk günlerinde çoğu kişinin ortama uyum sağlamakta zorlanarak (tıpkı bir taşıt tutması gibi) başının döndüğü ve kustuğu söyleniyor. Aynı durum Dünya’ya dönüşte de dinlenilmezse oluyor, ani tansiyon düşmeleri, bayılmalar ve kusmalar görülüyor.

Alexander Kumar Antarktika'daki Concordia İstasyonu'nda

Dünya’nın en zorlu şartlarında 11 ay geçirdi
Elbette gerekirse, uzun süre yalnız kalmanın da farklı etkileri var. Mars’a insanlı yolculuğa çıkarsak, bunun tek yön yedi ay sürmesi bekleniyor. İngiliz uzman Dr. Alexander Kumar, uzun süreli yalnızlığın etkilerini ölçmek için Antarktika’daki Concordia araştırma istasyonunda 11 ay kaldı. Bulguları Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından Mars’a yapılabilecek insanlı görevler için kullanılıyor.

Yaşam şartlarının benzerliği sebebiyle burada bir çalışma yapmaya karar veren Kumar, “İngiltere’de dışarıda yürürken eldivenim yere düşse, eğilir alırım. Ancak Antarktika’da düşerse, soğuk yüzünden elimi kaybedebilirim” diyor. Diğer yandan Antarktika, tıpkı uzay görevlerinde olabileceği gibi, belli aralıklarla iletişimin kesildiği ve bazen fiziksel olarak da ulaşmanın mümkünatı kalmadığı bir yer.

Fiziksel şartların zorluğu bununla sınırlı değil. Kuzey Kutbu’nun aksine, burası yüksek irtifada bir çöl. Deniz seviyesinden 3800 metre yükseklikte bulunan istasyonda yaşayanların kronik hipobarik hipoksisi var, yani yüksek basınca bağlı oksijen yetmezliği yaşıyorlar. Buna, atletlerin dağ kamplarına çıkarak elde etmek istedikleri deneyimin yaşam boyu süren hâli diyebiliriz.

Yalnızlık ve karanlık her şeyi değiştirebiliyor
Gelelim psikolojik etkilere; dağcılar genelde uyku probleminden bahsederler, Kumar da benzer etkiler yaşadığını belirtiyor. Ancak bir hafta ya da birkaç hafta uykusuz kalmakla, bir yıl boyunca kalmak arasında fark var. Uykusuzluğun getireceği başka etkiler kadar, burada izole yaşamak da zaman algısını bozuyor. İnsanın 24 saatlik kafa saati bozulunca, depresyondan tutun da, şizofreniye varabilecek sonuçları beklemek mümkün.

Bir diğer algı bozucu ise karanlık. Fransız bir mağara uzmanı olan Michel Siffre’nin bu konudaki örneği çarpıcı: İki ay bir Alp buzulunun altında yaşayan Siffre, döndükten sonra 120 saniyeyi sayması 5 dakika sürmüş.

Bu tip uzun süren izolasyonlar sonrası, beyinde de değişiklikler oluyor. Fonksiyonel MR görüntüleme (FMRI), beynin hipokampus alanında küçülmeler olduğunu gösteriyor. Beynin bu bölgesi başta hafıza olmak üzere birçok işlevden sorumlu. Ancak bu tip uzun süren izolasyonların etkilerini şimdiden kestirmek mümkün değil, belki 20-30 yıl sonra görebiliriz.

Valeri Polyakov Mir Uzay İstasyonu'nda

Rekor Polyakov’un: Uzayda 22 ay kaldı
Bugüne kadar uzayda en uzun süre kalan insan, bir Rus kozmonot olan Valeri Polyakov. Mir Uzay İstasyonu’nda 14 aydan uzun süre (437 gün 18 saat) yaşayan Polyakov’un uzay yolculuğu ise 22 aydan fazla sürdü.

Bu süre boyunca ruh hâli ve bilişsel yetenekleri düzenli olarak izlendi. Depresif durumda bile olmamasına karşın, bazı yeteneklerinde kayıplar fark edilir düzeye gelmişti. Örneğin bir oyun kolu kullanarak, bilgisayarda sabit bir hedefe kitlenme oyununu beceremiyordu.

Bu gibi motor yeteneklerin kaybını ise doktorlar Dünya’nın görüşten çıkmasına bağlıyorlar. NASA’daki bir psikolog, Prof. Nick Kanas, Dünya’nın görülemediği ve insanlıkla, kendimizle o bağlantının kurulamadığı noktada, bu tip değişikliklerin yaşanabileceğini savunuyor.

Mars’a 2025 yılında insan göndermeyi hedefliyoruz. Bu konuda nasıl bir hazırlık içindeyiz? Aslında, bu konuyla ilgili tam bir hazırlık yapabilmek mümkün değil. Fiziksel yeterlilik testlerinden geçen ve uzayda dahi sürekli egzersiz yaparak formunu koruyan astronotlar, kozmonotlar, taykonotlar (ve o zamana kadar karşılaşabileceğimiz daha niceleri) seçilirken, farklı koşullardaki testlerde ruh hâllerinin dengeli olmalarına bakılıyor.

Cevap bırakın