Ünlülerin Sinema Sistemi Prima ve The Screening Room

0

Brad Pitt olduğunuzu düşünün; (Angelina Jolie de olur) çocuklarınızla sinemaya gitmek istiyorsunuz. Ne yapacaksınız? İnternetten hangi film vizyona girmiş ona bakıp muhtemelen cep telefonunuzla uygun bir matine için bilet mi alacaksınız? Ne? Hiç mi yer yok? Bir sonraki matine… İki kişilik yer var. Ne yazık ki sadece en önde. Bilet bulsanız bile hafif göbekli, makyajsız ve özensiz bir şekilde halkın içine karışacak değilsiniz ya… Oysaki “ünlü” olmak çok daha başka olmalı.

prima

Ünlüler ve daha doğrusu maddi sıkıntısı olmayanlar için “premium” hizmet anlayışını geliştiren Prima Cinema yukarıda bahsi geçen düşten uyanıp olası senaryoyu bir ticari hamle olarak değerlendiren firmanın ürünü. Prima oldukça elit bir sinemaseverler kulübü olarak da tanımlanabilir. Bunun da temel nedeni fiyatının 35,000 dolar olması. Gerçekten bu yüksek bedeli ödemekle yetinmiyor ayrıca film başına 500 dolar kira bedeli vermeniz gerektiğini hemen belirtelim. Bu arada üç boyutlu filmlerin 600 dolar olduğunu söyleyerek bu fiyat skalasına çıkıyorsanız 100 doların lafını edeceğinizi düşünmediğinizi tahmin ediyoruz. Fiyatını geçtiğimiz zaman Prima Cinema’nın ilginç bir yönü filmlerin vizyona girmeden bir süre önce sisteme eklenmesi. Biraz cemiyet haberciliği gibi olacak ancak projenin ünlüler arasında şimdiden ilgi görmeye başladığını söyleyebiliriz. Öyle ki Kim Kardashian ve Kanya West hemen aboneliğini başlatan ünlüler arasında. Magazini bir kenara bırakacak olursak sistemin 4K görüntü kalitesi, HFR (High Frame Rate / Yüksek Kare Hızı), Dolby Atmos gibi gelişmiş özellikleri ev sinema sistemini gerçek bir sinema salonuna dönüştürüyor. Bunun bir adım ilerisi zaten sinema salonunun kendisi oluyor. Prima’nın arkasında büyük oranda Hollywood’un olduğunu görüyoruz. Örneğin sinema teknolojileri ile tanıdığımız Imax Corp. 2.5 milydon dolar ödeyerek Prima’nın hisselerinden bir miktarını satın aldı. Görünen o ki Prima onlara göre DVD ve Bluray satışına göre çok daha kârlı. Güvenlik riski ise sadece tek bir kişi üzerine kurulu olmasıyla biraz daha gideriliyor. O kişi parmak iziyle sistemi aktif hale getirebiliyor.

cinema1

Yeni nesil sinema konusunda bir diğer atılım da Sean Parker’dan geliyor. Sean Parker’ı aslında tanıyoruz. Daha önce müzik dünyasında Napster ile devrim yaratan, Mark Zuckerberg ile Facebook’u geliştiren Parker, şimdi de kurduğu The Screening Room adlı şirket ile sinema izleme alışkanlığını kökten değiştirmeye niyetli. Onun iş modeli, Prima’nın niş hedef kitlesi yerine daha geniş kitlelere hitap ediyor. Amaç, olabilecek en kaliteli ve pratik haliyle sinema izleme deneyimini eve taşımak. The Screening Room’a üye olmak aslında zor değil. Önce 150 dolarlık bir dekoder alıyorsunuz. Ardından da film başına 50 dolar kira bedeli ödüyorsunuz. Tabii dijital hizmetlere kıyasla, filmi satın almış olmuyorsunuz. Sadece biraz daha geçerlilik ömrü olan bir biletiniz oluyor. The Screening Room’un en önemli artısı filmlerin vizyon tarihinde sisteme düşmesi. Yani kelimenin tam anlamıyla sinema kuyrukları yerine ev keyfi başlıyor. Sistemi destekleyen film yapımcıları olduğu kadar eleştirenler de var. Onların en büyük kaygısı korsan yayın. Sean Parker ise sistemine güveniyor ve geliştirdiği özel önlemlerle filmlerin çalınmayacağına inanıyor.

İki örnekte de görüldüğü gibi film izleme konusunda yenilikler gündemde. Aslında bu değişimlerin 1930’lara dayanan köklerinden bahsederek yazımızı sonlandıralım. Bel Air Circuit isimli adeta seyyar sinema salonu olarak tarif edilebilecek sistem Los Angeles’ta ünlülere özel gösterim yapmasıyla büyük ilgi odağı olmuştu. Bugün dijital olarak Bel Air Digital Circuit, hayatına devam eden ve bir kulübe dönütü. Olayın müdavimleri arasında oyuncular ve yönetmenler bulunuyor. Şimdi benzer bir kulübü ve kültürü yeniden canlandırmak için Prima ve The Screening Room kolları sıvamış durumda. Ne kadar kabul görüp değişime neden olacaklarını merakla takip edeceğiz.

Cevap bırakın