Tiyatro Sahnelerinde Yerli ve Fütüristik bir Oyun: Ölümün Uykudaki Duruşu

0

Aykut Göker yazan, çizen, genç ve dinamik bir isim. Son oyunu Ölümün Uykudaki Duruşu ile Aykut bizi 2045 yılına götürüyor. Özellikle tiyatro ve bilim kurguyu birleştirdiği için oldukça değerli bulduğum oyunuyla ilgili Aykut’a sorular sorduk. Bakalım ona göre nasıl bir gelecek bizi bekliyor?

tiyatro
Tiyatro sahnelerinde 2045 yılının adeta provasını izliyoruz

Tiyatro oyunun 2045 yılında geçiyor. O tarih için neler öngörüyorsun?

Oyunum Ölümün Uykudaki Duruşu’nda 2045’i bir nebze anlatmaya çalıştım. Oyunda da bahsettiğim Trafik Otomasyon Motoru’nun dünyanın hangi bölgesinde olur bilemiyorum ama muhakkak gerçek olacağına inanıyorum. Trafik Otomasyon Motoru diyerek kastettiğim şey, trafikteki bütün araçların konumunu, hızını, güzergahını, yolcu sayısını, yolcunun oturduğu koltuğu, aracın deformasyon seviyesini ve daha pek çok detayı anbean analiz ederek, muhtemel kazalarda en az kayıp yaşanacak şekilde otomobilleri yönlendiren bir yapay zeka. Bununla da kalmıyor, örneğin bir yolda trafik sıkışacak, bunu önceden fark ediyor ve proaktif davranarak, gerektiği kadar aracı alternatif yollara yönlendiriyor…
Yine oyunda değindiğim bir başka konu da kasiyersiz mağazalar ve dükkanlar. Şu anda bile marketlerde kasiyersiz kasalar üzerinden alışveriş yapıyoruz. Bunlar çok daha yaygınlaşacak, en basitinden ekmek aldığımız fırında, bize ekmek uzatan insanların yerini robotik üniteler alacak.Tabii ki bunun, özellikle teknolojik anlamda gelişmiş şehirlere yaşatacağı ekonomik yansıması olacak. Bu konuyu da oyun içerisinde anlatıyorum. Sadece sorunu söylemiyorum, bu gelişmeleri destekleyen ve desteklemeyen birer kişi üzerinden 2045’teki sosyoekonomik durumu, hem olumlu hem olumsuz anlamda masaya yatırıyorum…
Mesela otonom taksiler, otobüsler vb. hayatımıza girmeye başlayacak. Görsel olarak insandan ayırt edilemeyecek kadar gerçekçi robotlar göreceğiz. Bu robotlara, sevdiğimiz aktör ve aktrislerin en iyi performanslarını kaydedip, belki de tiyatro sahnesinde ya da sinema filmlerinde rol vereceğiz…

Sence yapay zeka, robotlar ve bilinç aktarımı derken bir şekilde ölümü alt edebilecek miyiz?

Ölümü alt ederken aslında varacağımız nokta insanı alt etmek olacak. Oyunda da değindiğim gibi insan bedeni çürüyen bir organizma. Hemen hemen belli bir ömrü var; hastalıklar, kazalar ve cinayetler bu ömrü daha da kısaltıyor. İnsan çok kusurlu bir makine zaten. Bu makineyi bir süre organ ve kol bacak gibi uzuv implantları ile update edeceğiz, bir süre sonra ise tamamen değiştirip robot bedenlere geçiş yapacağız. İçinde bulunduğumuz gezegenin kaynaklarının sınırlı olduğunu da unutmamak gerek. Üreyerek kalabalıklaşıyoruz, kalabalıklaştıkça kendi sonumuzu hazırlıyoruz. Öyle bir nokta gelecek ki, robot bedenler çok daha iktisadi bir çözüm olacak. Bu geçiş kaçınılmaz. Ömrümüzü tamamlamadan evvel bu geçiş hakkında belirgin hamleler göreceğimizi düşünüyorum. Ancak şunun altını çizeyim, insan bilinci aktarılmış robot bedenindeki şey, hiçbir zaman “insan” olmayacak. Yeni bir şey olacak.

“Öyle bir nokta gelecek ki, robot bedenler çok daha iktisadi bir çözüm olacak. Bu geçiş kaçınılmaz”

Benim bildiğim 3 oyuna imza attın. Bir tiyatro oyunu yazarı olmak isteyen birine neler tavsiye edersin?

Bol bol oyun okumak ve izlemek çok önemli. Okumak, işin nasıl yapıldığını, izlemek ise ne tür varyasyonlara açık olduğunu fark etmenizi sağlıyor. Bir oyun yazabilirsiniz fakat onu sahnelenmesi noktasında varyasyonlara açık yazmak, yönetmen ve oyuncular için müthiş bir alan yaratacaktır. Ayrıca oyun izlemek, kendi hayal gücünüzü de çok geliştirecektir.
Yönetmen olarak beklenmedik problemlerle karşılaştım ama yazar olarak beklenmedik bir engelle karşılaşmadım. Yani demek istediğim, hemen her sorun, tahmin ettiğim muhtemel zorluklardı. Kendi oyunlarımı yöneterek başladığım için hiç yönetmen aramam gerekmedi ama işin yalnızca yazarlık tarafında olmak isteyenler, yönetmen ve yapımcı bulmalılar. Bu da ilk etapta çevreyle oluyor. Sonra oyununuz ilgi alaka görünce, çevreniz genişliyor ve yine ihtiyaçlarınızı çevreniz üzerinden bağlantılarla çözüyorsunuz.

Türkiye bilim kurgu alanında eser üretmek için doğru bir yer değil, düşüncesine katılıyor musun?

Bunu neden söylediklerini anlıyorum ama katılmıyorum. Örneğin Black Mirror’un yeni bölümü çıkıyor, İnternet’te nereye tıklasan reklamını görüyorsun. Bununla beraber izleniyor da, herkes Black Mirror konuşmaya başlıyor. Gerçekten iş tanıtımda bitiyor. Tanıtamazsan, yaptığın işi satın alacak olan insanlar ilgi alaka kuramıyor. Çünkü haberdar olmadıkları bir şeyle nasıl ilişki kurabilsinler? Tiyatroda bu bir kat daha zor. Zira hem bilim kurgu seven, en azından merak eden, hem de tiyatroya giden bir kesişim kümesini yakalamak zorundayız. Bir de bilim kurgu deyince insanların aklına hemen uzay geliyor. Yani kendinden çok uzak bir şeyin derdini anlatacakmışız gibi hissediyorlar. Halbuki Ölümün Uykudaki Duruşu, temelde yine insanı anlatıyor. İnsanın zaferini, başarısızlığını, kötücül duygularını, gelişmeye olan tutkusunu… Oyunda izlediğimiz, biri insan bilincine sahip bir robot olsa da 3 karakter de biziz aslında. Hepsi bizim bir yanımız ya da bir “an”ımız.

“Ancak şunun altını çizeyim, insan bilinci aktarılmış robot bedenindeki şey, hiçbir zaman “insan” olmayacak. Yeni bir şey olacak”

Sophia sana ilham verdi mi?

Kesinlikle. Hatta oyuncu arkadaşlarım Atakan, Ecem ve Sezer ile ilk görüşmelerimde, oyunu anlatırken Sophia’yı örnek gösterdim. Sophia, onların da zaten bildikleri bir figür olduğu için belli noktaları çok kolay yakaladılar.
Sophia, kısa süre önce portre resim çizmeye başladı. Yeni yetenekler kazanıyor… Röportajlar veriyor… 15 yıl sonra geleceği halin çok ilkel bir versiyonu gibi şu anda. Ancak ben hep şuna takılıyorum, robotlar insansı olmak zorunda değil. Bu konuda farklı amaçlarla üretilmiş tekerlekli, müthiş hareket kabiliyetine sahip robotlar var. Sophia, içinde robotlar olan bir geleceğin tanıtım yüzü gibi geliyor bana.

İlgini çeken, tavsiye etmek istediğin bilim kurgu türünde kitap, film veya diziler var mı?

Asimov’un Ben Robot’unu çok severim. Erich Von Daniken’in Tanrıların Arabaları ve Arthur C. Clarke’ın 2001: Bir Uzay Destanı da okunmalı. Ben Robot ve 2001’in filmleri de var. Bunları da izlemelerini tavsiye ederim. Kubrick’in 2001’ini izlemişken Tarkovski’nin Solaris’i, Nolan’ın Inception ve Interstellar’ı, Ridley Scott’ın Blade Runner’ları da listede yer almalı… Ex Machina da güzel filmdi. Aslında hepsinden önce Geleceğe Dönüş üçlemesi bir izlenmeli. Bazen izlememiş birilerine denk geliyorum, çok şaşırıyorum. Bilim kurgu türünde dizi olarak takip ettiğim sadece Black Mirror var. Bazı bölümleri çok çarpıcıydı.

Aslında ben bir tane de video oyunu tavsiye edeyim. Geçenlerde Detroit: Become Human, PC’ye çıktı. Ben de hemen oynamaya başladım. Henüz bitirmedim ama oynadığım kadarıyla çok sürükleyici ilerliyor. Bence oyunun tek eksiği, gerçek bir bağ kurabileceğimiz karakter eksikliği. Bence polis karakteri direkt insan olmalıydı. İnsan olarak robotları takip edip, onlara hak verip vermeme noktasına gelmek çok daha dramatik anlar yaratırdı. Şu haliyle yönettiğimiz karakterlerin kendi dertleri var ama bunlar bizim dertlerimiz olamaz ya, bunu biliyoruz ya, o bağ kurulmuyor işte. Yine de oyun çok iyi ilerliyor. Quantic Dream’in oyunları genelde başarılı oluyor.

Teknolojiyi ne kadar yakından takip ediyorsun? Seni heyecanlandıran ürünler neler?

Eskiden bilim ve teknolojiyi çok sıkı takip ederdim, mesleğimin de bir parçasıydı. Artık iyice bilim tarafına dikkatimi veriyorum. Açıkçası teknoloji dünyasında beni heyecanlandıran çok bir şey yok. Bu da ürün ve hizmetlere çok gerçekçi bakmamı sağlıyor. Akıllı ev sistemleri biraz ilgimi çekiyor ama üzerine koyduğun her türlü elektronik cihazı şarj edebilen masa gibi son kullanıcıyla buluşacak kadar iktisadi olmayan, gelecekçi ürünleri merak ediyorum…

Cevap bırakın