The Inpatient İnceleme

0

Playstation VR özellikle kolay ulaşılabilir olması ve hali hazırda Playstation 4 sahiplerine hitap etmesi sebebiyle birçok kullanıcıya da ulaşmış durumda. Tabi sanal gerçeklik gözlüğüne adım henüz adım atamayan oyuncuları bu yazımızda ele alacağımız The Inpatient ile birlikte onlarca oyun bekliyor. The Inpatient ise işte bu oyunlar arasından sıyrılabilecek kadar kaliteli bir yapım.

Sistemin 2018’deki ilk iddialı oyunlarından biri olan The Inpatient aslında oyuncuların çok yabancı olmadığı bir dünyada geçiyor. Oyun yapımcı koltuğuna oturan Supermassive Games’in diğer oyunları olan Until Dawn ve Until Dawn: Rush of Blood ile aynı evrende geçiyor. Hatta bu oyunlardan biri olan Rush of Blood da tıpkı bu oyun gibi Playstation VR platformuna çıkmıştı. The Inpatient, bir grup arkadaşın korku dolu macerasını anlatan Until Down’dan tam 60 yıl öncesinde geçiyor.

Oyunun merkezine Until Down’da olduğu gibi Kelebek Etkisi konumlandırılmış. Bu etki daha önce Geleceğe Dönüş serisi de dahil olmak üzere birçok yapımda karşımıza çıktı. Yine de Kelebek Etkisi’ni basitçe açıklamak gerekirse; yapılacak ufak değişikliklerin büyük sonuçlar doğurması diyebiliriz. Bu durum bir kelebeğin kanat çırpması, dünyanın farklı bir yerinde büyük bir kasırganın oluşmasına sebep olabilir tezinden ortaya çıkıyor. Yani oyunda yaptığımız ufak seçimlerin bile farklı sonuçlar doğurabileceği vurgulanmış durumda. Zaten oynarken, hikayeye etki eden bu seçimleri ufak kelebek uçuşlarıyla da farkedebiliyorsunuz.

Oyunun hikayesine elimiz, ayağımızın bağlı olduğu bir tekerlekli sandalyede başlıyoruz. Tipine baktığımızda her halükarda yetkili bir abiye benzeyen bir doktor tarafından sorgulandıktan sonra odamızda inzivaya çekiliyoruz. Geçmişimizi hatırlamadığımız gibi bu devasa hastanede ne işimizin olduğunu da bilmiyoruz. Üstüne üstlük odamıza gelen ve her hareketinde asabilik olan bir başka hasta ile birlikte olaylardan biraz çığrından çıkıyor. Gördüğümüz sanrılar ve tüm bu soru işaretleri bir araya gelince The Inpatient’ın hikayesi de içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

The Inpatient genel olarak seçimler üzerine kurulu. hem diyaloglarda hem de oynanış kısmında bu seçimler sık sık karşınıza çıkıyor. Bazı seçenekler hikayenin geçmişi hakkında yeni detaylar öğrenmenizi sağlarken bazıları ise direk olarak gidişatı etkiliyor diyebilirim. Diyalog ve gördüğünüz hayaller şeklinde bir ikileme oturtulan oyun kısa bir süre sonra kendi içerisinde bir karmaşaya düşüyor. Tabi bu karmaşadan siz de nasibinizi alıyorsunuz çünkü bu karışıklık ile birlikte sizin kafanızda da hangisinin gerçek, hangisinin hayal olduğu soruları dönmeye başlıyor.

Sohbet ve sanrı anları dışında oyunun hikayesi hakkında farklı detayları öğrenmekte mümkün. Bu bağlamda etrafta bulunan bazı objeleri inceleyebiliyorsunuz. Yani sehpa üzerinde duran sandviçten bir ısırık alabileceğiniz gibi hemşirelerden birinin unuttuğu kağıt parçasını inceleyerek bazı detayları yakalamanıza da izin verilmiş.

Oyunun en büyük can sıkıcı noktalarından birisi karakterinizin hareket ve animasyonlarında yatıyor. Diğer oyunlara göre çok daha ağır hareket eden, özellikle sağa sola gidişlerde sıkıntı yaşayan karakteriniz bazı anlarda canınızı sıkabilir. Öyle ki bazı anlarda kendimi yengeç gibi yan yan giderken bile buldum. Tabi dönüşleri ayarlarda serbest bıraktığınızda sanal gerçeklik oyuncularının en büyük sıkıntısı olan baş dönmesi ile de karşılaşıyorsunuz. O nedenle tavsiyem bu dönme açısını 30 ya da 45 derece ile yapmanız yönünde.

The Inpatient’ın korku türünde iyi bir sanal gerçeklik oyunu olduğunu söyleyebilirim. Oyun belki sizlere saf bir oynanış sunmuyor ama bu unsurları başarılı bir şekilde anlatıyor. Eğer diyalogların da ön planda olduğu ve hikayesiyle dikkat çeken bir sanal gerçeklik oyunu arıyorsanız The Inpatient’in size göre olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim.

Cevap bırakın