Sony Alpha a7RII ile iki hafta…

0

sony_a7r_mark_ii_digital_1159878Bir Sony Alpha kullanıcısı, hatta a6000 ve a7R gibi biri APS-C, öteki tam kare aynasız fotoğraf makinesi sahibi olarak itiraf etmeliyim a7RII beni çok heyecanlandırıyordu. Üstelik deneyimlemem için yanında Sony FE 24-70mm F4 ZA OSS Carl Zeiss Vario Tessar lensin geliyor olması deneyimimin çok daha keyifli geçeceğine işaretti.

Daha büyük ve ağır ama…

Kutuyu açıp da fotoğraf makinesini elime aldığımda ilk hissettiğim a7RII’nin, diğer iki fotoğraf makineme oranla çok daha büyük ve ağır olduğuydu. Açıkçası sadece 344 gr. ağırlığındaki ve 120x67x45 mm ölçülerindeki a6000 ile a7RII’nin selefi 465 gr. ağırlığında ve 127x94x48 mm ölçülerindeki a7R belirgin bir şekilde a7RII’den daha küçük ve daha hafifti. Bir de 426 gr. ağırlığındaki Sony FE 24-70 F4 ZA OSS lensi de eklerseniz, 1000 gr. yani bir kiloyu aşan bir set taşıyordunuz.

Buna karşın, özellikle SLR kullanıcıların, aynasız makine kullanmaktan imtina ettikleri “tutuş, ele oturma” gibi sorunların a7RII’de yaşanmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Makinenin ele oturuşu, ergonomisi son derece başarılı. Magnezyum alaşımı gövde inanılmaz bir güven veriyor. Ayrıca, harici ortamlarda ve değişik iklimlerde dayanıklılığı kanıtlanmış…

Her şeye rağmen, fotoğraf makinesini taşırken tavsiyem, boyun askısı, ya da hand grip gibi bir aksesuar kullanmanız yolunda… Boyun askısı olmadan 24 saat kadar kullandım, inanın bir süre sonra makineyi taşımak keyiften çok acı veriyor.

Alplerde, dondurucu soğuklarda

Sony Alpha a7RII ile birlikte yaşadığımız yaklaşık 2 haftalık deneyim sırasında önce Almanya ve Avusturya’da karlı Alp dağlarında dolaştık. Fotoğraf çekmenin son derece keyifli ama bir o kadar da zor olduğu soğuk ve beyaz ortamda a7RII, mükemmel iş çıkarttı… Kar yağışı sırasında ve nemli ortamlarda kılıfsız olarak kullandığım makinenin magnezyum alaşımlı gövdesi en ufak bir sorun bile yaratmadı.

Özellikle buz üzerinde hareket halindeki otomobilleri fotoğraflarken, 399 noktadan AF özelliği çok işime yaradı. Saniyede 5 kare yeterliydi… Tabii, a6000’in 11 karelik performansını da insan aramıyor değil…

Ancak, şunu kesinlikle belirtmekte yarar var… Bu fotoğraf makinesi tam bir pil canavarı. Seri çekim modunda birkaç dakika içinde bir bakıyorsunuz ki, bataryanız tükenmiş. Aslında özel bir sayım yapmadım ama katalog değerine göre bir batarya ile çekebildiğiniz fotoğraf miktarı yalnızca 290 kare… Bu rakam a7R’da 340, a6000’de ise 420 kare… Yani a6000 kullanıp da bataryanın çabuk tükendiğinden şikayet ediyorsanız henüz a7RII’yi kullanmamışsınız demektir. Bence yanınızda fazladan birkaç batarya olmasında yarar var.

Fotoğraf makinesini fişe bağlamak?

Bununla birlikte, her ne kadar aynı tip batarya (Sony NP-FW50) kullanıyor olsalar da a6000 ve hatta a7R kutusundan çıkmayan, piyasada 50 TL civarında bir rakama satılan Sony şarj cihazı da a7RII ile birlikte geliyor. Açıkçası, Sony’nin “Bataryayı şarj etmek için fotoğraf makinenizi fişe bağlayın…” mantığını anlamak çok güç… Nihayetinde 50 TL’lik bir batarya şarj cihazını pakete koymaktan neden imtina ettiklerini anlayan beri gelsin…

a7RII de 3”lik bir ekrana sahip… Ancak bu ekranda görmüş olduğunuz fotoğraf kalitesi a6000 ve a7R’dan daha farklı… Aslında a6000’in ekranında 921,600, a7R’da ise 1 milyon 230 bin piksel noktası bulunuyor. Buna karşılık a7RII’de 1 milyon 228 bin piksel noktası bulunmasına rağmen, bana görüntüsü a7R’dan daha iyi gibi geldi. Herhalde komşunun tavuğu komşuya kaz görünür efekti yaşadım diye düşünüyorum.

Yüksek ISO standartlarında çekim yapabilen a7RII’nin bu özelliğini sabahın erken saatlerinde kaldığım otelin balkonundan, karşıda yer alan dağ, orman, kayak pisti ve çevre otellerin reklam tabelalarının fotoğrafını çekerek deneyimleyebilme şansı bulabildim. Fotoğraf makinesinin performansı beni gerçekten çok etkiledi. Elbette bu deneyimde Sony FE 24-70 mm F4 ZA OSS’un da katkıları yadsınamaz. Bu lensi de ayrıca değerlendirmek gerekir… Ancak, a7RII, kesinlikle düşük ışık kaynaklı ortamlarda kendini gösteriyor.

Barcelona’da bahar havası

Bir sonraki yolculuğumuz ise İspanya’nın Barcelona kentine oldu. Birkaç gün önce Avusturya Alpleri’nde sıfırın altı soğuklukta fotoğraf çekerken, şimdi kentin en işlek caddesi La Rambla’da, yaklaşık 17 derece sıcaklıkta geleneksel bol buzlu Sangria’mı yudumluyordum. Masamda duran a7RII, yankesici ve kapkaçcılarıyla meşhur La Rambla Caddesi’nde birçok kişinin hayran bakışlarını üzerinde topluyordu. Bu gibi yerlerde hep yaptığım gibi, boyun askısını katlayarak masanın ayağı altından geçirdim.

Yok, “Ben o kapkaçcının arkasından koşacak kadar atletiğim. Yolda kaçarken baktı olmuyor, makinemi yere atar. Arkasından koştum yakaladım ama bıçağını çekti. Önemli değil bıçağı elinden alırım.” gibisinden düşünüyor ve kaygı duymuyorsanız neredeyse 5000 doları bulan fotoğraf makinenizi ve lensinizi, 1000 dolarlık telefonunuzu, hatta sizi rahatsız ediyorsa içinde kredi kartlarınız, kimliğiniz ve dövizinizin olduğu cüzdanı da masanıza koyun. Şansınız varsa macera sizi bulacaktır…

Katalanca “Plaça Reial”, İspanyolca “Plaza Real”, İngilizce “Royal Plaza” ve Türkçe olarak meşhur “Kraliyet Meydanı”nda çeşitli fotoğraflar çekme fırsatı bulabildim. Meydandaki palmiyeler, ortadaki çeşmede yıkanan güvercinler, meydana bakan balkonlar ve pancurlarda insanlar…

Barcelona, fotoğraf tutkunlarının Mekke’si…

Barcelona fotoğraf tutkunları için mükemmel bir mekan… Özellikle mimari anlamda kent başlı başına bir sanat eseri… Elbette bunda Mimar Antoni Gaudi olmak üzere birçok ünlü mimarın emeği var. Ayrıca şehircilik Barcelona’da ciddi bir şekilde uygulanmış. Geleneksellik ve modern çizgiler mükemmel bir biçimde harmanlanmış. Caddeler, sokaklar, meydanlar, yeşil alanlar… Olağanüstü bir ahenk içinde…

Ama tüm bunlara karşı vakit kısıtlı ve işler yoğun olunca benim gibi, çok fazla fotoğraf çekemeden kös kös geri dönüyorsunuz. Hele bir de benim gibi önce gezen, keşfeden, tasarlayan ve sonraki ziyaretlerde deklanşöre basan, biraz da müşkülpesent biriyseniz işiniz daha da zor. Aslında Japon turistler edasıyla ne görürse düğmeye basanlara hep özenmişimdir. Ama beceremiyorum bir türlü… Eve 10-15 kare fotoğrafla dönmüşsem ve bunların arasında üçü benim için tamamsa Allah bereket versin…

Neyse çok dağıldık… Sony a7RII’ye dönelim… Fotoğraf makinesinin en önemli özelliklerinden biri olan 5 yönlü görüntü sabitleyiciyi de bizzat deneyimleme fırsatı buldum. Hep birlikte gittiğimiz Flamenco gösterisinde sahnede dans eden grubun fotoğraflarını çekerken, hem Yüksek ISO, hem de 5 yönlü görüntü sabitleyici inanılmaz bir performans gösterdi. Öyle ki, tripod bile kullanmadan, olduğum yerden muhteşem keskinlik ve netlikte fotoğraflar çektim.

Sessiz çekim modu… Müthiş!..

Ertesi gün bir arkadaşımız bizi Tibidabo’ya, Barcelona kentinin en yüksek tepelerinden birine çıkarttı. “Tibi dabo” Latince “sana sunuyorum/sunarım” anlamında bir kelime… Rivayete göre bu isim şeytanın Hz. İsa’yı bu muhteşem manzaralı tepeye çıkartıp, ayakları altında serili dünyayı ona sunmasının betimlendiği “Günaha Çağrı” sahnesinden geliyor. Tepede Temple Expiatori del Sagrat Cor adında bir Katolik kilisesi bulunuyor. Söylenene göre bu kilise Fransa, Paris’te Motmartre tepesinde bulunan Sacre Coeur Bazilikası’na İspanyolların bir yanıtı… Her iki kilise de “Kutsal/Kutsanmış Kalp” adını taşıyor.

Kilisenin dış bölümünde çekimler yaptıktan sonra içerisine girdiğimde duvar süslemelerini ve vitraylarını da çekmek istedim. Ancak içeride öyle ruhani bir hava ve sessizlik vardı ki, deklanşör sesiyle ibadet edenleri rahatsız etmek istemedim. Ancak, a7RII’nin “Sessiz çekim” modu var… Hemen ayarladım ve ardı ardına fotoğraf çekmeye başladım. İnanın makine çıt çıkartmıyor, neredeyse çekim yaptığınızı bile anlamıyorsunuz, deklanşöre tekrar tekrar basıyorsunuz. Şayet bu özellik yazılım güncellemesiyle halledilebilecek bir meseleyse a6000 ve a7R için de isterim vallahi…

Sony FE 24-70mm F4 ZA OSS lens hakkında…

Biraz da Sony FE 24-70mm F4 ZA OSS lensten söz etmek isterim. Kişisel deneyimimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki, son derece başarılı bir lens. Yeterince hızlı, keskin ve işlevsel… Yurt dışında 1200 dolar civarında olmasına karşın bir çok Sony ürününde olduğu gibi bu lensi Türkiye’de çok daha ucuza, 2700 TL’ye hatta daha aşağısına bile satın alabiliyorsunuz. Açıkçası, Sony’nin Türkiye’de izlediği bu fiyat politikasını alkışlıyorum.

24-70 aralığı manzara, ya da portre ağırlıklı çalışmalar yapanlar için son derece ideal. Lens, olumsuz dış etkenlere karşı özel bir korumaya sahip… Nem ve toz işlemiyor. Carl Zeiss’ın özel T* kaplaması sayesinde lensin ters ışık ve kontrast patlaması yapma düzeyi düşürülmüş. Özellikle 24mm’de güzel işler çıkartıyor. Ayrıca portre çekimlerindeki “bokeh” (arka plandaki bulanık yapı) keyif veriyor, çektiğiniz objeye boyut katıyor.

Sonuç olarak, bugün a7RII’yi üzülerek yuvasına geri gönderdim. İki hafta boyunca dünyanın değişik noktalarında bana eşlik eden a7RII, Sony yenisini üretene kadar aynasız tam kare fotoğraf makineleri pazarının tartışmasız en iyisi… Ancak her güzel gibi onun da kusurları var elbette… Öncelikle fiyatı… Her ne kadar Sony, Türkiye’de çok takdir ettiğim bir fiyat politikası uygulasa da, a7RII gerçekten çok pahalı… Bununla birlikte geçtiğimiz aylarda 1000 TL’lik indirimli kampanyaları fotoğraf tutkunlarına sundukları önemli bir hizmetti unutmamak gerek…

Sony Türkiye’ye, saygın ajansları Ogilvy’ye ve sevgili Olcay Kaplan’a bana bu keyifli deneyimi yaşattıkları için çok teşekkür ederim… Şimdi sırada a6300 var… Merakla bekliyorum…

 

Cevap bırakın