Mario Karakterinin Kökleri ve Başarısı

0

1983 yılında oyun dünyasına bir kahraman gibi doğan Mario, yıllar geçmesine rağmen performansından hiçbir şey kaybetmeden yoluna devam ediyor. Mario, dur durak bilmeden prensesi kurtarmaya kendini adamış yüreği sevgi dolu tesisatçı. Bu kombinasyon nasıl bir araya geldi ve ortaya oyun dünyasının şüphesiz en popüler karakteri doğdu bilemeyiz ancak bir gerçek var ki o da Nintendo ile özdeşleşen Mario’nun yeni macerası Odyssey ile 2017’de yılın oyununa aday olduğu.

Mario’nun Kökleri

Mario üstün bir dehanın dönemin engellerini bir bir aşmasının sonucu olarak tanımlanabilir. 70’lerin Atari salonlarında gösterdiği başarıların ardından 1977 yılında Nintendo firmasına katılan Shigeru Miyamoto, Güzel ve Çirkin ile King Kong filmlerinden etkilenerek Donkey Kong’a ve ardından küçükken bahçesinde yaptığı gezilerden esinlenerek de Zelda serisinin temellerini attı. İlk kez Donkey Kong oyununda arzı endam eden Mario karakteri de Miyamoto için daha fazlasını hak ediyordu. Aslen Temel Reis olarak tasarlanan bu karakter, telif hakları ve anlaşmazlıklar sonucunda rafa kaldırılmak üzereydi. Ancak Miyamoto harika dokunuşlarla Temel Reis’i Mario’ya dönüştürdü. Tasarımda farklılık sağlamak adına ilk kez bıyığa sahip olan Mario, Temel Reis gibi ekstra güçler topluyordu. Miyamoto’ya göre en önemli ekstra özelliklerden biri Mario’nun en yüksek yerden bile düşse zarar görmemesiydi. Ayrıca Temel Reis’in ıspanakla buluşması gibi Mario da topladığı eşyalarla da farklı şekillerde güçlenebiliyordu. Tasarımda farklılık oluşturmak adına sade ve çarpıcı stil seçen Miyamoto, eldivenleri, ayağından hiç çıkarmadığı ayakkabıları ve kot pantolonuyla her işe koşan, her işin üstesinden gelen ve uzmanlık alanı prensesi kurtarmak olan bir işçi sınıfına ait kahraman bir tesisatçı yarattı.

Mario ve mütiş kostümü
Yeni serüveninde Mario, şapkasına daha önce hiç olmadığı kadar güveniyor

Bir Geleneğin Devamı Mario Odyssey

Mario’nun başarı hikayesi bildiğiniz gibi Nintendo ile günümüze kadar aralıksız devam etti. Nintendo, yeni konsolu Switch için çıkardığı Mario Odyssey ile yaratıcılığın sınırlarını zorlamaya devam ediyor. Her ne kadar oyun Miyamoto’nun köklerinden beslense de hiç şüphesiz Mario’yu özellikle üç boyutlu ortama taşıyan Yoshiaki Koizumi’yi anmadan olmaz. 1996 yılında Nintendo ile üretime başlayan Koizumi, GameCube klasiği Super Mario Sunshine ile Wii’nin unutulmaz oyunlarından Super Mario Galaxy’de en tepedeki isim olarak görev yaptı. Adeta üç boyutlu tasarımların özünü oluşturan Koizumi’nin koltuğunu bu oyunda Kenta Motokura devraldı.

Tabii bahsettiğimiz süreçte bir aile şirketi gibi işleyen Nintendo’da eski isimler ayrılmak yerine daha üst düzey görevlerde yer alıp koordinasyonu hiç kaybetmedi. Günümüz oyunlarındaki yüzlerce kişilik ekipler arasındaki kopukluğu düşündüğümüzde (Mass Effect Andromeda iyi bir örnek olabilir) Nintendo’nun çalışanlarını bünyesinde tutma prensibinin oyuna direkt olarak yansıdığını görebiliyoruz. Mario’nun ilkeleri aslında oyun ve kişiden bağımsız olarak bir sonraki isme gönül rahatlığı ile devredilebilmesinin sırrı da burada yatıyor.

Peki, nedir bu ilkeler? Mario’nun başarı sırrı aslında kendi gibi hem basit hem zor. Mario, eğlenceli, erişilebilir ve ustalaşması zaman isteyen, insanı yıldırmadan ve bunaltmadan ona başarı hissini tattırabilecek eğlence anlayışı yüksek bir oyun olarak tanımlanabilir. Zaten Motokura da bu noktaya parmak basıyor: “Mario oynayan herhangi bir kişi ilk saniyeden itibaren eğleneceğini bilmeli.” Ancak Mario’nun başarısı eğlence anlayışını kusursuz kontrollerle birleştirmek. Bir el konsolunda da, Wii gibi değişik bir kumanda sisteminde de, Switch gibi farklı bir kontrolör kullanan bir platformda da kahramanımız elinize tam anlamıyla oturuyor. Ardından Koizumi’nin bölüm tasarımlarına yaptığı vurguyu görüyoruz: “Aklımıza gelen fikirleri Mario ile özdeşleştirmeye çalışıp ona uygun bölümler geliştirmeye çalışıyoruz. Bölümlerin zenginliği ve derinliğine çok önem veriyoruz.” Bölüm tasarımlarının başarısı da sizi, zorlandığınız noktada oyuna kızmak yerine kendinizi geliştirmeye teşvik ediyor. Bir bölümü kolay geçebilirken, bölüm tasarımları sizi keşfetmeye yöneltiyor. Ardından sürekli olarak sizi gülümsetecek ve şaşırtacak yenilikler karşınıza çıkıyor. Her oynadığınızda Mario hem tanıdık hem de yenilikçi geliyor. Dolayısıyla oyuncular eski dostlarının yeni maceralarının parçası olmaktan geri durmuyorlar. Başarının sırrı da çok az oyuna nasip olabilecek bu bağın gücünde yatıyor aslında.

Cevap bırakın