Ghostwire: Tokyo İnceleme

0

Ghostwire: Tokyo oyunu bizi Japon kültürü, efsaneleri ve gerilimler ile dolu mistik bir serüvenin içine davet ediyor.

Ghostwire: Tokyo aslen bu kültüre ve mitolojisine çok uzak biri olarak benim gibi herkese ilgi çekici, bu kültürü sevenlere ise merak uyandıran heyecanlı bir deneyim sunmayı hedefliyor. Yapım korku ve gerilim temelleri üzerinde yükselen bir aksiyon oyunu. Etraftaki detayları yakalayıp ana kurgu üzerinde birleştirerek hikayenin eksik parçalarını tamamladığınız, yer yer aksiyonun tavan yaptığı sahnelerle sizi tetikte tutmayı hedefliyor.

Tokyo gibi bir şehri mistik bir kaos içerisinde ve insansız olarak oldukça iyi bir noktada resmedip oyunun içine dahil ettiklerini hatta oyun boyunca yaşayacağınız gerilimler için çok iyi bir şekilde devasa bir film setine dönüştürdüklerini söyleyebilirim. Ana karakterimizin belli bir geçmişi ve konuya bağlanış noktası var. Ana karakterimiz Akito’nun yolu KK ile kesişiyor. Hikayenin bütünlüğü ve devamlılığı için bu hoş kurgulanmış sahneleri ve anları sizin deneyimlemenizi düşündüğüm için üstü kapalı halde size bırakıyorum.

Sisin şehri yavaş yavaş kaplaması ile birlikte Akito ve KK’in birleşen yolları sinematik bir halde aktarılıyor. Hannya maskesinin ne olduğunu benim gibi konuya çok uzak kişilerseniz tam bu sahnelerde öğreniyorsunuz. Oyunun gidişatı genel olarak ana görev ve yan görevler şeklinde ilerliyor.

Ana görevler sizi doğrudan Akito ve KK’in merkezde kaldığı dialoglar ve işleyişe bağlı tutuyor. Bu, biraz daha oyunun temelini ve ana hatlarını görüp devam etmek isteyen tüm oyuncuları kapsayan ilk seçeneğimiz diyebiliriz.

Bir diğer kısım ise yan görevler. Yan görevlerin ana hikaye yapısı ile bağı yok. Adı üstünden, yan görev. Çoğu oyunda olmak için var olan görev sistemini bu oyunda farklı bir şekilde görüyoruz. Şehir efsanelerini ve kulaktan kulağa yayılan batıl konuları temel alan, incelemeye başlarken dediğim gibi sizi daha da merak ettirerek oyunda kalmanızı sağlayacak unsur olarak karşımızda duruyor. Birbiri ile bağı olmayan ama “Acaba bir yan görev daha yaparsam ne öğrenirim?” sorusu ile merakınızı ayakta tutan ilginç bir yapım olmuş. Bu kısmı beğendiğimi söyleyebilirim.

Yapımın harita üzerinde kısmen lineer olmayan bir oynanış sunması fena olmayan bir oynanış ve alan büyüklüğü olarak kendine yer bulmuş. Bu yapım için tabii ki müthiş bir açık dünya beklemiyorum. Bu tarz oyunlar genelde çok daha lineer akışa sahip olup, sizi ana hikayenin waterfall etkisine maruz bırakırlar. Suyun yönü nereye çekerse siz oraya savrulur, istenilen yerde heyecanlanır, istenilen yerde korkarsınız. Bu oyunda da bu teknik bir miktar uygulanmış. Zaten uygulanmadan bazı şeyler yürümez o konuda net bir kabülüm var. Bunun üstüne koyan ise şehrin biraz açık yapısı ve yan görev çeşitliliği oluyor.

Oyunun gidişatı açıldıkça ve siz ortamdaki mistik olgulara aşina olmaya başladıkça şehirde bir şeyler keşfetmek, olay örgüsünü birleştirmeye çalışmak ve ruhlar alemi ile bulunduğunuz nokta arasında amansız bir gerilim temelli mücadele başladığında bir tık daha mitlerle dolu keyif kaplıyor içinizi.

Bu konsepti sevdim çünkü her zaman bu kadar niş bir yapım önümüze çıkmıyor. Mitoloji ve beraberinde gelen benzer tüm olguları merakla kurcalayan biri olarak yapımın çarpışma mekaniklerinden ya da yürümeyle kaybettiğimiz zamanlarından çok bu detayları okumak ve görmek keyif verdi diyebilirim.

İnsanların yer almadığı bir ruhani Tokyo’da Nekomata isimli kedi görünümlü varlıklar ile karşılaşıyoruz. Hem kozmetik hem de oyun sırasında ihtiyacınız olacak can yükseltme gibi eşyaları buralardan alabileceğinizi hatırlatmakta fayda var. Sizden bazı görev benzeri taleplerde bulunabiliyorlar ve karşılığında da değerli eşyalar sunuyorlar.

Oyunda bir ruhani ortam ve mistik durumlar sözkonusu. Düşmanlarımız ise bu diyardan diğerine göçerken iç huzurunu bulamamış ruhani varlıklar. Onlara kendi arasında ziyaretçiler deniyor. Bizim kültürümüzde de benzer örneklerini halk arasında duyduğumuz durumlardan. Bu ziyaretçilerin farklı tür ve tipleri de mevcut. Tek düze bir akış olmaması için hikayesel olarak çeşitlendirme gerçekleştirilmiş.

Bu düşmanlar sizi fark edene kadar kendi hareket alanlarında canlı oldukları dönemlerde olduğu gibi yaşama belirtisi gösterirken, sizi fark etmeleri ile birlikte saldırgan bir tutum sergiliyorlar. Düşmanlarınıza fark ettirmeden yaklaşırsanız anında işlerini bitireceğiniz bir hareket de gerçekleştirebiliyorsunuz.

Oyunun en sevdiğim bir diğer yanı ise çeşitli büyüleri ve ritüelleri el ve bileklerinizi kullanarak yapmanız. Bu durum sizi daha da olayın merkezinde hissettiriyor. Özellikle yetenek ağacı ve kazanılan diğer faydaları da üst üste ekleyip bu el hareketleri ile iyice şova döndüğünde ortam cidden keyifli hale geliyor. Oyunun başlarında her yeni keşfettiğiniz duruma ellerinizle bir müdahalede bulunurken yaşadığım heyecan çok güzeldi. Özellikle Belli bir noktayı kontrol altında tutan büyük kapıların kontrolünü ele geçirirken yaptığımız hamleler ve ortaya çıkan görsel şölen çok keyifliydi.

El ve bilek hareketleri üzerinden dövüş sistemi de oldukça basit. Yapımı hem PlayStation 5 hem de PC tarafında deneyimleme şansım oldu. Sol mouse tuşu ile saldırı, sağ tık ile objeleri alma, orta tuş ile bloklama gibi zaten genel olarak gündelik olarak kullandığınız bir tuş paterni üzerinden kombinasyonlara gidebileceğiniz çizgi sunulmuş. Yeteneklerin gelmesi ve sizin bu geçişlere alışmanız ile akıcılık tavan yapıyor.

Ghostwire: Tokyo çok büyük beklenti olmadan başına geçtiğim ve ona ayırdığım süre zarfında yeni öğrendiğim bilgiler ve deneyimler ile beni tatmin eden bir yapım oldu. Bu aralar biraz daha arkası dolu, size ayırdığınız süre içinde yeni bilgiler sunacak bir yapım arıyorsanız bu oyuna bir göz atmanızı öneririm.

Ghostwire: Tokyo oyunu ilginizi çekti ise buraya tıklayarak satın alabilirsiniz.

Cevap bırakın