Röportaj: Geleceğin sineması nasıl olacak?

Ülkemizin dört bir yanını kaplayan beyaz güzellik, adeta masalsı bir ortam oluşturuyor. İnsan böyle bir havada çayını kapıp, güzel bir film açmak istiyor. Sizlere bu hafta kalbinize dokunacak bir filmden bahsetmek istiyorum: “Ben İyi Biri Olmadan Önce”.

Şerafettin Kaya

Film, karşılaştığı zorlukların üstesinden gelmeye çalışırken bir yandan da iyi biri olarak kalmaya çalışan bir insanın mücadelesini konu ediyor. İnsancıl biri olmaya çalışan ve iyi biri olarak kalmak için mücadele veren kahramanımız, hayatta her şeyini kaybediyor. Hikaye çok tanıdık geldi değil mi? Çoğumuz etrafımızda iyi insanların olmadığından hayıflanır, kendimiz gibi insanların hayatımızda olmadığından yakınırız. Bu hesaba göre hepimiz iyi insanlarız. Peki herkes iyiyse, bu kötüler nerede? 

Ben iyi biri olmadan önce filmi ile tanıdığım ödüllü yönetmen Şerafettin Kaya ile kar ve soğuk engelini aşıp, İstanbul  Galata’da küçük ve samimi bir kafede buluştuk. Hem pandeminin sinema sektörünü nasıl etkilediğini, hem de sinema teknolojileri ve yeni filmi hakkında sohbet ettik.

Ünlü Yönetmen Şerafettin Kaya ile yeni filmi Sıradanlar’ı ve sinema teknolojilerini konuştuk!…


Pandemi sinema sektörünü nasıl etkiledi?
Siz bu süreçte neler yaptınız?

Bütün dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de sinema sektörü çok fazla etkilendi. Bütün salonlar kapandı, Kültür Bakanlığı’ndan bazı destekler verildi ancak pandemi uzun sürünce salonlar ayakta kalmakta zorluk çekmeye başladı. Sayısal olarak salon adedi azaldı. 

Sinema bir toplumun bütün kesimlerini kapsayan, içine alan bir sanat ve bir sektör olduğu için çok farklı. Senaryosundan filmlerin yapımına kadar olan süreçte yapımcısından, dağıtımcısına kadar kocaman bir sektör. Kapsamlı olarak düşündüğümüzde bütün bu süreç içerisinde yer alan herkes ekonomik açıdan oldukça zor günler geçiriyor.  


Pandemi nedeniyle pek çok film seyircisi ile sinema salonlarında buluşamadı ve büyük prodüksiyonlu yeni filmler salgın nedeniyle çekilemedi. Bu süreçte yönetmenler daha az oyuncunun yer aldığı filmlere mi ağırlık verdi? Yoksa yeni teknolojilerden mi faydalanıldı?
  

Bu süreçte sinema ve dizi sektörünü ayırmak lazım.  Dizi sektöründe aksaklıklar olsa da, çoğu işler devam etti. Sinema sektörü biraz daha lokal çalışmalara yöneldi. Örneğin az bir grupla, az işler ortaya çıkarılmaya çalışıldı.  Bu dönemde büyük prodüksiyonlara, gişe filmlerine girilmedi. Bir de gişe filmlerinin yapılamamasının en önemli nedeni sinema salonlarının kapalı olmasıydı!  İnsanların sinemaya gidememesi, sektörde daralmaya ve küçülmeye neden oldu. Bu süreç içerisinde zor şartlar altında da olsa festival filmleri yapılmaya çalışıldı. Genelde kalabalık oyuncu kadrosu yerine, daha az oyunculu filmler çekildi. 


Tek bir oyuncunun oynadığı filmler mi? Karantina günlükleri gibi..

Elbette. Çok daha az oyuncu ve prodüksiyon maliyeti ile yeni filmler çekildi. Tiyatroda da aynı şekilde bir durum yaşandı. Az oyuncularla oynanan oyunlar tercih edildi. Şartlar pandemi nedeniyle büyük ve kalabalık salonlara, zengin oyuncu kadrosuna izin vermedi. Art house ve bağımsız sinema filmleri bu süreçte daha ağırlıktaydı. Kültür Bakanlığı ve TRT destekli filmler ön plana çıktı. Yapımların ve çeşitliliğin azalması nedeniyle festivaller neşesini kaybetti. Özgün sinema için son 3 yıl üretimin düştüğü, zorlayıcı bir dönem oldu. 

Ben İyi Biri Olmadan Önce


Sizinle “Ben İyi Biri Olmadan Önce” filmiyle tanışmıştık. Kalbe dokunan bir film yaptınız ve İlk filminizle dünya çapında ödüller kazandınız. Kendinizden ve ilk filminizden bahsedebilir misiniz?  

Aslında ilk olarak bu cümleyi bize hangi hayat kurdurdu? Bunu sorguladığımız bir film yaptım. “Ben İyi Biri Olmadan Önce” filminde  sokakta yatan bir adamın hiç farkında olmadan mahalledeki herkesi dönüştürmesini izliyoruz. Lirik ve şiirsel bir dil kullanıyoruz. Hikayenin içerisinde seyirciyi yakalayacak bir dil kullanmaya çalıştım. Bu çalışmanın sonunda deneysel bir sinema filmi de yapabildiğimizi gördük. Film, Uluslararası Paris Play Film Festivali’nde “En İyi Film Ödülü”nü aldı. Antakya’ya  “Yeşilçam Özel Ödülü” ve “Jüri Özel Ödülü”, Haliç Golden Horn Festivali’nde  “Finalist” oldu ve Malatya Film Festivali’nde de gösterime girdi.Hem  yerli, hem yabancı izleyicinin ilgisini çekti. 

Filmin içeriğinden bahsedecek olursam.. Bu film küt diye anlaşılacak bir film değil. Biraz yaşanmışlık ve empati gerektiriyor. 


Filmde hangi teknolojileri kullandınız?

Görüntü ve ses açısından modern teknolojinin en iyi özelliklerini kullanarak filmlerimi çekiyorum. Film çekerken gelişmiş teknolojiden yararlanmak çok değerli bir şey. Bunu kim istemez ki?! Herkes ister ama ben film içerisinde teknoloji kullanmayı değil, en iyi teknolojilerle duyguları yansıtmayı seviyorum. 

Film içerisinde hiçbir teknolojiyi kullanmadım, izleyici sadece oradaki duyguya konsantre olsun istedim.  Örneğin telefonla tek bir görüşme dahi yapılmadı!  İnsanların sürekli telefon kamerasından hayatı izlemeleri beni rahatsız ediyor. Yüz yüze iletişim insanıyım. Yeni çekeceğim filmin senaryosunu da henüz bitirdim. Filmin adı “Sıradanlar” Yeni filmde de sadece 1-2 kez telefon görüşmesi yer alıyor, fazla değil. 

Şerafettin Kaya ile yeni filmi Sıradanlar hakkında konuştuk…

 

Telefonsuz bir dünya da mümkün diyorsunuz… Peki akıllı telefonla film çeker misiniz?

Günün birinde film çekebileceğim kalitede bir cep telefonu icat olursa neden olmasın? Şu andaki teknoloji bana tam olarak istediğimi veremez diye düşünüyorum. Bir de oyuncuyu cep telefonunun önünde oynatmak, koşturmak, şöyle böyle yap demek bana ilginç geliyor. Ancak cep telefonları ile film çeken ve ödül alan insanlar var, buna karşı değilim.. Belki ileride akılı cep telefonumla film çekebilirim! Bu benim için kesinlikle farklı bir deneyim olur. 


Sizce teknoloji insanı yalnızlaştırıyor mu? 

Teknoloji bence insanları birbirinden koparmıyor, aksine bir araya getiriyor. Birbirinden çok uzak mesafelerde olan ve bir araya gelmeleri zor, hatta mümkün olmayan  kişiler artık rahatlıkla birbiriyle iletişim kuruyor. Facebook, Clubhouse, Instagram vs. Buralarda herkes kendi konuşabileceği, iletişim kurabileceği insanları bulabiliyor. Elbette normal hayattaki gibi hatalı tanışmalar, hatalı buluşmalar olabilir. Herkesin davranışları kendi seçimleri ile alakalı. Sosyal medya ve dijital platformlar hayatı  bir yönünden baktığınızda olukça kolaylaştırıyor. Çok olumsuz bakmıyorum bu konuya. Kendi sanatsal üretimlerimi sosyal medyada paylaşmayı ve insanlara ulaştırmayı seviyorum. Ancak çok iyi bir sosyal medya kullanıcısı olduğumu söyleyemeyeceğim. Örneğin Twitter’ı iyi kullanamıyorum. Bu konuda kendimi geliştirmem lazım. 

 Tek tipleşmeye karşıyım: Duygulara hitap eden, düşünceleri harekete geçiren ve insanı geliştiren filmler çekiyorum


Sinema sektöründe izlenebilecek filmlerin sayısı gün geçtikçe azalıyor. İçerik kalitesinde ciddi bir düşüş var. 90’lar ve 2000’ler arasındaki yapımları çok kaliteli buluyorum. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Çok doğru bir konuya değindin. Komedi adı altında birbirine  çok benzer işler ortaya çıkmaya başladı.  Dizilerdeki yüzlerden ve popüler kültürden oluşan kadrolarla sinema filmleri çekiliyor. Bu seyirciyi kaçırdı. İzleyici artık daha seçici.  Zekasını, aklını, espri anlayışını hafife almayan, daha nitelikli yapımları tercih ediyor.  Sürekli eğlenen bir toplum gerçekçi gelmiyor bana. Her şeyi eğlenceli hale getirmek gibi bir zorunluluğumuz yok. Sanki gruplar halinde tek tipleşiyoruz. Bu yüzden tek tipleşmeye karşıyım: Duygulara hitap eden, düşünceleri harekete geçiren ve insanı geliştiren filmler çekilmeli. İçerik ne kadar güçlü olursa hikaye anlatıcılığı da  o kadar ön plana çıkıyor.


YouTube’da çok yetenekli işler çıkaran içerik üreticileri var. Takip ettiğiniz, işlerini beğendiğiniz bir influencer var mı? 

YouTube’u çok fazla takip etmiyorum ancak burada çok yetenekli kişilerin olduğunu duydum. Vaktimi daha çok sinema, şiir, tiyatro ve edebiyatla geçiriyorum. Sanat üretiminin biraz gözle görülür, elle tutulur, hissedilir ve farklı düşüncelere hitap etmesini tercih ediyorum. Tek tip insanların takip ettiği bir fanustan çıkmak gerekiyor.  Belki yeni filmimi çektikten sonra ben de bir YouTube kanalı açarım. Neden olmasın?

2. filminiz Sıradanlar’ın senaryosunu yeni bitirdiniz ve ilk röportajınızı bana veriyorsunuz. Yeni filminizden bahsedebilir misiniz?

Sıradanlar, sistemin içinde barınamamış insanların yaşamlarını konu ediyor. Filmin içindeki karakterler, toplumun farklı kesimlerinden bir araya gelip, ortak bir yaşam ve dayanışma kurmaya çalışan insanlardan oluşuyor.  Filmde, sisteme uyumlu yaşayan karakterlerin yanı sıra; kendini düzene dahil etmeye çalışan, ancak kabul görmeyerek dışlanan ve  bu yüzden  psikolojik tedavi gören, sıradışı bir karakterin hayata tutunma mücadelesini görüyoruz. Bir bütünlük içerisinde yoktan geldiğimizi, bütün farklılıklarımızla bir arada yaşayıp, tekrar sonsuza doğru gittiğimizi anlatan bir hikaye.

Ünlü Yönetmen Şerafettin Kaya, yeni filmi ve sinema teknolojileri konusunda sorularımızı yanıtladı!

Dijital platformlar sinemayı nasıl etkiledi? Filmin duygusunu alabiliyor musunuz? Sizce film sinemada mı, yoksa Netflix’te mi izlenir? 

Kendi filmimden örnek vereyim… Filmimi bir televizyon ekranında izlediğimde oradaki ses sistemi renk sinemadaki gibi olmuyor. Bu teknolojinin keyfini televizyonda veya dijital bir platformda izlerken alamıyoruz.  Artık evlerde de çok gelişmiş akıllı televizyonlar var ancak genele baktığımızda herkesin evinde bu teknoloji bulunmuyor. 

Halbuki sinema öyle mi?! Sinemaya gittiğinizde ve koltuğa oturduğunuzda size seslenen hiç kimse yok!  Telefonunuz çalmıyor, kalkıp hiç kimse size “çay içer misin?” demiyor.  Film bitmeden dışarıya çıkamıyorsunuz. Ayrıca  en önemlisi film izlerken en yüksek Konsantrasyona sahip oluyoruz. Sinemadaki konsantrasyonla evdeki konsantrasyon aynı olmuyor.  Teknik olarak da kendi filmimi sinemada izlediğimde  televizyonda hatalı bulduğum şeyleri  hatalı olmadığını gördüm.  Sinema her şeyi bütün gerçekçiliği ile gösterir. Ancak bunu televizyon ekranında tam olarak göremeyiz. 

VR teknolojisi ile daha gerçekçi bir sinema keyfi yaşayabiliriz…

Olabilir. Sinema izleyicinin bütün duyularına hitap eder.   Sinemanın böyle bir özelliği var. Bu yüzden dijital platformlarda film izlemek biraz vakit geçirmek gibi bir şey. Sinemada ise filme zaman ayırıyorsun, tek başınasın, kimse sana müdahale etmiyor ve bölünmüyorsun. Bu yüzden dijital platformlarla sinemayı karşılaştırmak hiç doğru değil. 

Ayrıca istenildiğinde çok kaliteli yapımları ortaya çıkarabiliyoruz. Dijital platformlarda bunu gördük. Zamanın kısa olması, oyuncu kalitesini artırdığı için daha nitelikli ve adından söz ettiren işler  seyircinin beğenisine sunulabiliyor.  Bir oyuncunun 45 dakikalık bir bölüme hazırlanması ile 120 dakikalık bir bölüme hazırlanması arasında  acayip fark var.  Aslına bakarsanız biz oyuncularımıza büyük haksızlıklar yapıyoruz.  Her hafta 120 dakika bir bölümde oynayan bir oyuncudan  müthiş bir performans beklemek oyuncuya haksızlıktır. Ayrıca bu tarz işlerde oyuncu oynamıyor, zamana oynanıyor.

 

Tam olarak işte bu yüzden seyirciler artık dijital platformları tercih ediyor.  Zaman öldürmek için değil, daha iyi bir yapım izlemek için… 

Dijital platformlar bu zamana kadar seyircilere kendilerinin kandırıldığını hissettirdi. İzleyici o kadar kaliteli yapımlarla ve yabancı dizilerle karşılaştı ki, yarım saat camdan bakılan sahnelerle oyalanmak istemiyor artık. Bundan sonra bir sinema filmi yapımcılarının yeni bir dil icat  etmesi gerekiyor.  Yeni bir söylem,  yeni bir sözcük, yeni bir evren  geliştirilmeli.   Seyirci artık yaratıcı olmayı teşvik ediyor,  bu yüzden replikleri yazarken şaşırtıcı cümleler kullanmak gerekiyor. 

Yeni nesil izleyiciler için fantastik dünyalar kuruluyor. Robotların hayatımızda olduğu yeni bir yöne doğru ilerliyoruz.   Zaten pandemide zorunlu olarak dijitalleştik. Bu fantastik yapımlar da yakın geleceğimizde olacakların habercisi. 

Son olarak metaverse hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Herhangi bir fikrim yok. Anlatırsan öğrenirim.

 

Peki. Bir dahaki sefere Metaverse evreninde buluşuruz 🙂 

Yorumlar (0)
Yorum Ekle