Küresel Isınmada Teknolojiye Düşen Pay

0

Yazın tüm ortalamaların üzerinde geçen sıcaklıkların üzerine aniden bastıran tufanlar ve seller, uzun, kurak ve kararsız kışlar… Küresel ısınmanın iklim değişimlerine hatta kaymalarına neden olduğu bir çağdayız. Kimilerine göre sonun başlangıcını yaşıyoruz. Nimetlerinden faydalanmakta çekinmediğimiz teknoloji kimilerine göre küresel ısınmanın baş etkeni. Onlara göre doğaya sırtımızı döndük ve şimdi onun rövanşını yaşıyoruz. Daha optimist uzmanlar ise teknolojiyi, kötü gidişata dur demek için kullanıyor. Her şeyden önce kuantum bilgisayarı olarak da bilinen çok yüksek kapasiteli bilgisayarlar küresel boyuttaki verileri analiz ederek eş zamanlı tablolar sunuyor. Nerede su ısınıyor, rüzgar nerede şiddetli gibi onlarca parametre an be an hesaplanıp geleceğin benzetimi gerçekleştiriliyor. Örneğin bu bilgisayarlarda kişisel bazda tükettiğimiz süt kutusunun geri dönüşüme uygun olarak tasarlanmasının beş yıl sonraki etkileri şimdiden hesaplanabiliyor. En azından bu çaba bile – işin işten geçtiğine dair karanlık tabloların aksine – insanlığın ve teknolojinin ısınma sorunu karşısında pes etmediğinin umudu.

Beklenen mucize füzyon enerji mi?

“Bir enerji mucizesine ihtiyacımız var”

Yukarıdaki söz Microsoft’un dahi ismi Bill Gates’e ait. Son yıllarda çevresel konular üzerine çalışmalar yapan Bill Gates mevcut fosil bazlı enerji kaynaklarımızın değişmesi gerektiğini söylüyor. Tabii bu değişim bir mucize… Ancak o mucizeye yakınız. Kanada kökenli General Fusion isimli firma füzyon reaktörünün kullanıma hazır olduğunu açıkladı. Füzyon reaktöründe hidrojen atomlarının çarpışması sonucu elde edilen enerjinin hem fosil bazlı enerji santrallerine hem de nükleer santrallere göre birçok avantajı var. Öncelikle sıfıra yakın risk barındırdığı söylenen yeni tip reaktörler dünyamız için yüzyıllarca yıl boyunca yetecek kadar enerjiyi sıfır emisyon değerleriyle üretebiliyorlar. İngiltere geçtiğimiz aylarda ST40 ismi verilen füzyon reaktörünü açarak bir ilke imza attı. Bakalım yeni dünya düzeninde füzyonun gücü iddia edildiği kadar belirgin rol oynayacak mı? Apple firması da kısa bir süre önce tüm veri merkezlerinin %100 yenilenebilir enerji ile çalıştığını açıkladı. Apple bu başarısını güneş enerjisine borçlu. Google da aynı yolda yürüyor. Şimdilik enerji ihtiyacının %34’ünü güneşten elde eden Google, yakın gelecekte tamamen güneş enerjisine dönecek. Bu da enerji üretimi için daha az fosil yakıtı ve karbondioksit salınımı demek.

 

Alternatif ve çevreci enerjilere her zamankinden fazla ihtiyacımız var

Tüm bu gelişmeler bir yana rüzgar, güneş gibi doğal kaynakların kullanıma dair bilincin de artacağını da unutmayalım. ABD hükumetinin 13 milyar dolar harcayarak geliştirdiği modern haritalama sistemi 3DEP devreye girdi. 3DEP çok ileri seviyede veri analiziyle rüzgar türbinleri ve güneş panellerinin uzun vadede en verimli olabileceği yerleri tespit edebiliyor.

 

Laboratuvar ortamında geliştirilen bu gıda sofralarımıza girmeye hazırlanıyor

Yeme alışkanlıklarımız değişecek
2040 yılında dünya nüfuzunun 9 milyar olması bekleniyor. Bu da ciddi anlamda yemek sıkıntısına neden olacak. Etcil ağırlıklı bir beslenme modeli benimsediğimiz için sırf bu amaçla yetiştirilen büyükbaş hayvanların bile küresel ısınmaya katkı sağladığı tespit edildi. Öyle ki bir hamburger hazırlamak, yaklaşık 7 tableti tam kapasite çalıştırmaktan daha fazla güç istiyor. Eklemek gerekirse dana, sığır yerine balık ve tavukla beslensek dünya çok daha temiz bir hal alacak. Ancak bu tarz bir yaptırımı dayatmak olası değil. Bunun yerine bilim adamları ete benzeyen, tadı etten farksız olan ancak laboratuvar ortamında geliştirilen bir ürünü piyasaya çıkardı. Beyond Meat isimli firma geliştirdiği bu ürünle %100 bitkisel ve çevreye duyarlı bir gıda üretmeyi başardı. Yakın gelecekte bu tarz ürünlerin genişleyeceği ve daha çok mutfağa gireceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Otonom sürüşün de küresel ısınmayı azaltması hedefleniyor. Özellikle elektrikli taşıtlar ve otonom sürüş adeta kol kola ilerliyor. Şu an için kendi kendine giden otomobiller, tırlar mevcut. Zamanla toplu taşıma araçları da böyle olacak ve gücünü elektrikten alacak. Otonom sürüş, insan kullanımına göre çok daha hassas olacağı için daha az enerji ile daha fazla yol kat edilebilecek. Tabii bir İstanbul klasiği 500T ile Tuzla – Topkapı arası bu şekilde nasıl ve ne zaman gidilir merakla bekliyoruz.

 

Görüldüğü gibi iklim değişikliği konusunda şu ana kadar bilimsel çalışmalar sürüyor. İklim değişikliği konusunda bilimsel gelişmeleri, otomobilleri, sera gazını vb. suçlamak sadece kolaycılık olur. Unutulmamalıdır ki tüm bu gelişmeler insanın hizmetinde ve dünya çapında bilinçsiz kullanım, doğaya saygı olmadan yapılan sanayileşme ve kentleşme süreçleri esas paya sahiptir. Umarız geç olmadan doğaya dönüşü sağlar ve teknolojiyi doğanın hizmetinde kullanmaya başlarız.

Cevap bırakın