Destiny 2

0

2014 yılında çıkan ilk oyunu ile birlikte büyük bir kitleye ulaşan Destiny serisi, konsol platformlarına MMORYO yapısını entegre eden ilk oyun olmayı başarmıştı. Daha öncesinde MMORYO oyunlarını konsol oyunculara sunan geliştiriciler, maalesef Bungie’nin yakaladığı başarıyı bir türlü yakalayamamıştı. Daha yüzeyler bir MMORYO sistemi geliştiren Bungie, Call of Duty’e benzer sinematik sahneler sayesinde oyunun sunumunu güçlendirerek, hatrı sayılır bir Destiny topluluğu oluşturmayı sağladı. Günden güne inen ve çıkan oyuncu sayısını çıkartılan ücretli indirilebilir içerikler sayesinde dengeleyen geliştirici ekip, günün sonunda her ne kadar iyi eleştiriler alsa da, Destiny’nin aslında abartıldığı kadar iyi ve yenilikçi bir oyun olmadığını savunan oyuncular da vardı.

İlk oyun ile birlikte Destiny markasına tam 10 yıl destek vereceğini söyleyen geliştirici ekip, bu sefer ikinci bir oyun ile oyuncuların karşısına çıkıyor. Duyurulduğu ilk andan itibaren oyuncuları heyecanlandıran Destiny 2 hakkında oyuncular merak ettiği tek bir soru vardı? Bu oyun yeni bir AAA oyun muydu? Yoksa ilk Destiny’nin üstüne çıkan bir indirilebilir içerik tadında mıydı?

Oyun çıkmadan önce ortaya oldukça fazla dedikodular ve söylentiler atıldı. Hikayenin kısa olacağı, yine ilk oyunda olduğu gibi her görevde aynı şeyi yapacağımız gibi söylemlerin ardı arkası kesilmedi. Bungie her ne kadar oyunun ilk oyundan farklı olduğunu savunsa da, yaklaşık 10 yıl alan ilk oyunun geliştirilme sürecinin aksine 3 – 4 yılda geliştirilen Destiny 2, ilk oyundan ne kadar farklı olabilirdi? Hikaye tarafında Destiny 2’nin sunum tarzının oldukça güçlendiğinin altını çizmek istiyorum. Oyuna girdiğiniz ilk dakikadan itibaren Destiny 2 adeta oyuncuya adrenalin pompalıyor. İlk oyunun en büyük düşmanı olan Cabal’lar, ikinci oyunda da en büyük düşmanımız olarak karşımıza çıkıyor. İnsan ırkının büyük çöküş sonrasında hapsolduğu son şehre saldıran Ghaul isimli Red Legion lideri, hem şehri insanların elinden alıyor, hem de ölümsüzlük gübü veren Traveler’ı abluka altına alıyor. Traveler’ın verdiği ölümsüzlük gücünü insanlara layık görmeyen Red Legion komutanı ile oyunun sonuna kadar savaşıyoruz.

Oynanış mekanikleri anlamında oyunun pek fazla yenilik sunacağını maalsef söyleyemiyorum. İlk oyunda karşımıza çıkan hızlı FPS dinamiklerinin üstüne sanki farklı bir sos eklenerek tekrar oyunculara sunulmuş. Strike’ların gidişatı ise ana hikaye ile bağlantılı bir şekilde tasarlanmış. İlk oyuna nazaran daha uzun süren ve daha zor olan Strike’ların bazılarında gerçekten de takım oyununa ihtiyaç duyuyorsunuz. PvP modu ise tamamen ilk oyun ile aynı şekilde bırakılmış. Takımlarda yer alan üye sayısını değiştiren Bungie’nin bu hareketinden sonra Destiny 2’ye maalesef yeni bir devam oyunu takısını yakıştıramıyorum. Hatta yer yer Destiny 2’nin, ilk oyundan daha az içeriklere sahip olduğunu fark edebiliyorsunuz.

Grafik ve ses kısmında Bungie’nin hakkını yememek gerekiyor. Her ne kadar oyunda sınırlı bir açık dünya olsa da, geliştirici ekibin konsolların sahip olduğu donanımın gücünü zorladığı belli oluyor. Çizimler kısmında da ekibi tebrik etmek gerekli. Bir sci-fi oyununa yakışacak şekilde çizimlere sahip olan Destiny serisinin sanat kitabını eğer koleksiyoncu olsaydım kesinlikle satın alırdım. Müzikler de en az grafikler kadar kaliteli olmuş. Bazı müzikleri çalma listenize kaydedip oyunu oynamadığınız durumlarda bile dinleyebilirsiniz.

Son söz olarak Destiny 2’yi sadece MMORYO türünü sevenlere tavsiye ediyorum. Günün sonunda hikayeyi bitirdiğinizde, maalesef ilk oyunda olduğu gibi her oynadığınızda aynı tatlar ile karşılaşabiliyorsunuz. Şahsen bir süre sonra Destiny’nin bu tarafından oldukça sıkılan biri olarak, Destiny serisinin en büyük handikapının bu olduğunu söyleyebilirim. Yeni bir devam oyunu olma konusunda sıkıntılar çeken Destiny 2’nin bu mekaniği beni sıkmaz diyorsanız, yeni oyunu gönü rahatlığı ile satın alabilirsiniz.

Cevap bırakın